titles ana sayfa yazi disizi makaleler diger bilgiler iletisim




 

Bölüm-4    

TESADÜFLER ZİNCİRİ Mİ?

 

Bugün biraz erken uyandım, ama canım hiç kalkmak istemiyordu.

Düşünüyordum sakince, işler, sorunlar...

Keşke diyorum bütün işler kendi kendine mükemmel bir şekilde yolunda gitse. Keşke bir rüzgar penceremi açsa ve elbiselerimi, ama sadece giymek istediklerimi, yatağımın kenarına getirse.Keşke o “tesadüfi rüzgar” çaydanlığa su ve çay koysa, demlese. Hatta belki bir bıçak,  ekmeği dilimlese ve bir kaza sonucu ekmek dilimleri kızartılsa... Oturma odasında tekerlekli bir sehpam var, mutlu bir rüzgar gücü ile çaydanlıktan kaseme çay doldurulsa, tabii biraz da şeker de eklense içine. Sonra benim sevgili rüzgarım kahvaltımı o sehpanın üzerine çok başarılı bir şekilde kondursa. Sonra da evimin içinde dolaşırken sehpamı sürükleyip mutfaktan çıkarsa, koridoru geçip sanki aklı varmış gibi yatağıma doğru yaklaştırsa. Keşke şu da olsa... Keşke bu da olsa... Aniden hayallerimin sadece saçma ve gerçekleşmesi olanaksız şeyler olduklarının farkına vardım. Gerçek hayatta öyle “tesadüf mesadüf” yok, bilgi var, çalışma var. Hem de sıkı çalışma var. Belli bir hedefe ulaşmak ve başarmak ancak onun  için gerektiği şekilde  plan yapıp onu uygulama iradesi ve gücünü gösterme var. Tarihte hiç,  tesadüfen bir testi veya bir kılıç oluştuğunu, bir bilezik oluştuğunu duyduk mu? Nerde kaldı bir bisiklet veya bir radyo... 

Ama bazı kocaman bilim adamların evrene oranla okyanusta bir damla bile olmayan dünyamızda en basit aletler bile  kendi kendine olmazken, ucu bucağı bulunmayan evrenin,   güneş sistemimizin, dünyamızın kendi kendine olduğunu iddia ettiklerini hatırladım.Bu anlı şanlı bilim adamlarından ve sözlerinden hiç şüphe duymadan onlara bir dine inanırmış gibi   inanan insanlar hayatın da kendi kendine oluştuğunu ve canlılardan çift çift birçok türlerin hep trilyonlarca tesadüfün ard arda gelmesi ile meydana geldiklerine iman ettiklerini düşündüm. Sonra kendi hayatlarında hiçbir işlerini tesadüfe bırakmayıp harıl harıl çalışan, planlar yapan, engelleri aşmak için hertürlü entrikayı çevirmekten ve hatta cinayet   işlemekten bile geri kalmayan insanın kendisinin ve kendi dışındaki tüm varlıkların  tesadüfen ve kendiliğinden olduğuna inanmalarının “tesadüf”olamayacağını farkettim.

Öyle ya, araba kullanırken ellerini direksiyondan, gözlerini yoldan bir an bile ayırmayan insanın bu kadar  tesadüf faktörüne teslim olmasının ve hiç tersini düşünme zahmetine katlanmamasının açıklanabilir bir sebebi olmalıdır herhalde. Varlıkların  birbirlerine  muhtaç  ve belli bir düzen içerisinde bağımlı oldukları göz önüne alındığında bir bütünü oluşturan parçaların bir düzenleyici güç olmadan bir düzen içinde kendi kendilerine var olmalarının imkansız olduğu apaçık ortadadır.Gözümüz ile görmediğimiz halde inandığımız ve doğru kabul ettiğimiz o kadar çok şey var ki...Sevmediğimiz insanlar hakkında duyduğumuz  ve  inanmakta pek aceleci olduğumuz yalanlar, iftiralar, dedikodular... Hiç tereddütsüz kabul ettiğimiz gazete haberleri, tv. yayınları yanında, hiç laboratuvara girip incelemediğimiz halde   kesinlikle emin olduğumuz  ilaç içerikleri de yok mu?    

Bizzat görmediğimiz “uzaylı”masalları, uzay fetihleri, hiç mihenk taşına vurmadan satın  aldığımız ve avuç dolusu paralar ödediğimiz altın ve mücevherler için “ ben görmedim, incelemedim,doğru ve gerçek olduklarına inanmıyorum” demiyoruz. Ama sadece maddeleri görme kapasitesine sahip gözlerimizin maddeleri yaratan madde dışı Yaratıcı varlığı doğal  olarak görememesinden dolayı yok sayıp yaratılışı tesadüf olgusuna mı bağlıyoruz ? İnkarımızızın bütün dayanağı bu mu?...

Deve kuşunun başını kuma gömüp avcıyı yok saymasını, balığın balıkçının oltasındaki yemi görüp oltayı tutan balıkçının elini görmemesini, “ onlar  zavallı  akılsız  hayvanlardır” diye mazur görebilirsek de aklı ile, bilgisi ile övünen ve “Küçük dağları ben yarattım” dercesine kibirlenen insanın, varoluşta tesadüfçülüğü böyle kolayca sahiplenmesi   yaygın  ama hayret verici bir şekilde acınacak bir durum olmasının yanında insan olma onuru ile bağdaşmayan bir durumdur. Gerçekler, onları görmeyenler ve algılayamayanlar olsa da gerçek olmaktan asla çıkmazlar.

Duvar, onu inatla görmemekte ısrar edenler için, başlarını çarptıkları zaman onlara verdiği acı ve zarar ile ne kadar gerçek  olduğunu hatırlatır.

Bu düşünceler ile işime gitmek için evden çıkarken duvarda asılı olan takvimin  yapraklarından bir tanesini söküp  aldım. Sayfanın  arkasındaki  yazılar  içinde birtakım  genel  kültür  bilgileri yanında şu yazı dikkatimi çekti;

 

“ Onlar  hakkıyla  Allahı takdir edemediler.” ( Zumer suresi 67.)         

İlgimi çekti,  bir sayfa  daha aldım elime, onun da  arkasını çevirip baktım:

 

“ Onlar, dünya hayatının görünen  yüzünü bilirler. Ahiretten ise, onlar tamamen gafildirler.”

( Rum suresi 7.)  

Bari üçe tamamlayayım diye son bir sayfaya daha baktım. Onda da Kur’an’dan şu ayet-i

Kerime yazılı idi:

 

“ Sizi  sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi

mi sandınız?”.  ( Mu’minun Suresi 115.)

 

Düşüncelere  dalmış  olarak  dışarıya  çıktım,  yürürken  de  hala  düşünüyordum.  Zaten  canlılar içerisinde “ Sadece  insanlar  düşünürler” değilmiydi?....