Bölüm-5
ARAYIŞ - 1
Hala düşünüyorum. Aslında düşünmemeye çalışsam da elimden gelmiyor. Garip bir huzursuzluk var içimde. O ayetler ardarda beynime çarpıyor, tıpkı sürekli olarak kıyıya çarpan deniz dalgaları gibi. Sizi boşu boşuna yarattığımızı ve huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız ?”
Acaba diyorum, böyle bir gerçek var ise bunu araştırmadan inkar etmek insan gibi aklı ile canlılar arasında ön plana çıkan bir varlığa yakışır mı ? Yani bizim bilmediğimiz bir başka yaşam olamaz mı, biz acaba sandığımız gibi sadece maddeden ibaretmiyiz ? Dış görünüş herşey mi ? Neden tarih boyunca insanlar şuna veya buna, bir olağanüstü güce veya varlığa inanmışlar, öyle veya böyle “bir başka yaşamın” da olduğu inancı üzerine dayalı din olgusundan kopamamışlardı ? O anda içimden bir fısıltı şöyle bir açıklama yapma ihtiyacını duydu :”İnsanlar kendilerini aciz sandıkları zaman birşeylere sığınmayı ve buna inanmayı seçerler herzaman. Bu onların doğayı yeterince anlayacak bilgiye sahip olmadıkları zamanlarda olagelmiştir” Bu ses de nereden , yoksa dinlerin “şeytan” dedikleri bu sesin sahibi mi? Bu şeytanmıydı insanları doğru yoldan ayıran, onları düşünmeden kendisine iman etmeye teşvik eden ve bunu yaparken dinsel imanı “ Yaratıcıya” inanmayın, nasıl görmediğiniz bir yaratıcıya inanırsınız ? Kim ölmüş de yeniden dirilmiş ki... Daha neler neler...
İçimde iki farklı ses olduğu kesin, biri “inan” diyor diğeri “sakın inanma” diyor. Şimdi tarafsız bir yargıç gibi o iki görüşü ve iddiayı incelemem , araştırmam ve karar vermem lazım diyorum. Birinci görüş üzerinde düşünmeye başlıyorum. Ya gerçekten bir “Yaratıcı ve ölüm ötesinde bir başka boyutta bir başka yaşam vardır, veya yoktur. Eğer var ise ve buna göre yaşar ve içimde doğuştan var olan vicdan, adalet, sevgi ve merhamet duyguları ile diğer canlılara ve özellikle bilinç ve akıl sahibi insan nesline, ayni Yaratıcının yarattıklarına güzel ve doğru bir şekilde davranırım. Hele Yaratıcımız bize bir mesaj göndermişse bir şekilde onu arar bulur ve ona uygun bir yaşam sürmeye başlarım. Kısaca insan olarak mutlak özgür değil ama sınırlı bir özgürlük içinde yaşarım. Mesela başkalarının haklarını da en az kendiminki kadar düşünür ve saygı gösteririm, ben değil “Biz” şuuru ile yaşarım. Bu durumda kaybedeceklerim arasında yalancılık, haksızlık, hırsızlık, kibir, aşırı mal hırsı, insana zaralı olan uyuşturucular ve bazı yiyecek maddeleri, bütün kadınları cinsel obje ve potansiyel zevk aracı görme ve bunun gibi bazı şeyler olacaktır. Eğer “Yaratıcı ve öteki dünya” diye birşey yok ise ve ben varlığına inanarak bir yaşam sürmüş isem, zaten böyle “daha insanca” bir yaşam sürmekle aslında daha onurlu ve topluma daha yararlı bir davranış içinde olmuşumdur demektir. Bundan kime ne zarar gelir? En az yüzde elli ihtimal ile- Yaratıcımızın yarattığı ve henüz bu kısıtlı ve sadece bu dünya boyutundaki maddelerden başkalarını algılayamadığımız- diğer boyuttaki dünyada yeniden var olma bilinci ile daha mutlu ve pişmanlık ateşi ile kavrulmayacağım bir yaşam ümidim var.
İkinci görüşe gelince, bu durumda peşin ve yakın maddi ama kısa ve kısıtlı çıkar ve zevkleri için ister istemez çatışarak elde etmeye çalışan benzerlerimin arasında tek ve biricik yaşamımın hızla sonlanmakta olduğunu hissederek daha büyük bir acele ile dünyaya saldırarak, elimden giden gençliğimin ve maddi imkanların acısı ile yok olacağım o günü ve içimdeki sıkıntıları gidermek için içki vs. çeşitli uyuşturucular ile geçici kaçışlar ile teselli arayarak yaşarım. Ve eğer ölümden sonra yeniden bana varlık bilinci verilir ve var olursam o zaman dünya boyutundaki yaşamımda kabul etmek istemediğim “Yaratıcı”nın huzurunda bulunmak ve “O”nu dikkate almak zahmetine katlanmamamın utancı ve pişmanlığı yanında belki de hazırlık ve manevi gelişim için tek fırsatım olan bu yaşamımı boşa harcadığım için
bunun karşılığını acı çekerek göreceğim.
Hani bir yeşilçam filmi vardı, Kemal Sunal başroldeydi. Saf ve fakir delikanlı bir bankadan bir iş teklifi alır, banka kendi reklamı için sahte ve reklam amaçlı paralar bastırmıştır ve bunları İstanbul sokaklarında dağıtması için Kemal Sunal’a verir. O da bir arkadaşı ile bankadan bir yanlışlık sonucu reklam paraları yerine gerçek paralarla dolu büyükçe bir çantayı alıp dağıtmaya başlar. Kendince mantıklı bir iş yapıyordu. Hiç gerçek para olduğunu bilse öyle avuç avuç savurur muydu? Aynen bunun gibi insan da günlerini, aylarını, yıllarını ve sonunda tüm ömrünü sonsuz olan diğer yaşamını dikkate almadan boşa geçirip tüketirse çok yazık olmaz mı?
Sonunda bu iki ihtimal arasında düşününce, “Yaratıcı ve bir başka yaşam” fikri bana daha mantıklı ve daha sevimli geldi. Sanki zaten içimde zaten var olan küllenmiş bir ateş yeniden yüreğimi ısıtmaya başladı. Şimdi yapmam gereken birşey daha vardı:
“Yaratıcımı ve yaratmadaki amacını nasıl öğrenebilirim” sorusuna cevap aramak...
|