titles ana sayfa yazi disizi makaleler diger bilgiler iletisim




 

Bölüm-6    

ARAYIŞ - 2

 

Aslında düşünebilme yeteneğimin olduğunu farkettiğim için çok mutluyum. Düşünmeye hiç zaman ayırmadığım, yakın zamanlara kadar adeta düşünme yeteneğimi göz ardı ettiğimi düşündükçe hayretler içinde kalıyorum. Bir robot gibi kendimce yapmam gerekenleri yapmış, yemekten ve içmekten ve bunları elde edebilmek için çabalamaktan başka birşey yapmamışım bunca zaman. Artık neden bu dünyada var olduğumu, varlıkların bir var edeni olduğunu, insanların var olduğu zamandan beri  araştırdıkları halde hala daha bilinmeyen gerçekler denizinin kıyısında  dolaşıp durduklarını biliyorum. Daha insanlığın keşfedeceği o kadar şey var ki. Bilim adamları var edilmiş olan maddeleri – atomdan galaksilere kadar- incelemeye devam ediyorlar, çoğu zaman da yeni ulaştıkları gerçek, bir öncekini ya tamamen yalanlıyor veya kısmen yalanlıyor. Farkına vardıkları yeni birtakım gerçekleri tabiat kanunu diye ilan ediyorlar. Artan bilgisi ile insan bilim ve medeniyet kulesine yeni eklemeler yaparak, yeni tuğlalar koyarak onu sürekli bir şekilde daha yukarılara doğru yükseltiyor. Ama kimse “Artık herşeyi keşfettik” diyemiyor. Bu arada bilim olayların hangi kanunlara bağlı olarak ve hangi maddi vasıtalar ile nasıl meydana geldiğini inceliyor, ama  niçin meydana geldikleri ile ilgilenmiyor. Yalnız yaşadığımız evimize döndüğümüz zaman, masamızın üstünde bir kek bulsak, o kekin un, şeker, su, süt vs. gibi maddelerin belli ölçülerde karıştırılarak ve uygun sıcaklıkta fırın içerisinde yapılmış olduğunu biliriz şüphesiz ama bu “kek oluşturma kanunlarını” bilmemiz “Her kek bir insan iradesi ve kararı ile yapılır” kanununu göz ardı etmemizi gerektirmez.

Artık evren ve onu “yaratan” güç hakkında araştırmam gereğini şiddetle hissediyorum. Bu konu fizik veya kimya gibi müsbet ilimlerin konusu değildir. Çünkü müsbet ilim yaratılmışlar ile ilgilidir, laboratuvara koyup inceleyemediği için “Yaratan” ile ilgilenmemekte ve “O”nu yok  saymayı tercih etmektedir.

Herkes gibi ben de  evreni ve içindeki tüm canlıları yaratan hakkında bilgi almak, benim dışımdaki, insanlık var oldu olalı milyarlarca insanın bu konudaki inanışlarını, onların dinlerini, o dinlerin “Yaratıcı” hakkındaki görüşlerini ancak dinler hakkında onların kaynaklarından öğrenmemden başka bir çarenin olmadığını biliyorum.

Hemen hemen herkesin bildiği gibi “ Kutsal sayılan kitap” sahibi ve halen  milyarlarca inananları bulunan üç tane din vardır. Tarih sırasına göre birincisi Musevilik ki bu dinin kutsal kitabı Tevrat’tır. İkincisi hıristiyanlık ki onun da kutsal kitabı İncil’dir. Sonuncu veya en yeni din İslam’dır ve onun da kutsal kitabı Kur’an...İlk bakışta göze çarpan Museviliğin adeta bir ırk ve kavim dini olduğu. Museviler için hiçbir zaman museviliği başka milletlere de yaymak gibi bir amaç olmamıştır. Onlara göre zaten kendileri  Yaratıcı’nın seçilmiç kullarıdırlar ve diğer insanların doğal efendisidirler. Aslında herhangi birşeyde olduğu gibi din konusunda da öğrenmek istediğimiz birşeyi internette araştırmak en kestirme yol olduğuna eminim. Ben de öyle yaptım ve Musevilerin kitabı Tevrat hakkında birkaç dakika olmadan birçok site olduğunu gördüm. Bulacağım bilgilerin gerçekten iddia edildiği gibi o kitapları  insanlara sunan “peygamber” tarafından Yaratıcımızdan ilham  yolu ile veya madde ötesi bir varlık vasıtası ile gelip gelmediği kadar geldiği günden günümüze kadar orjinalliğini koruyup koruyamadığı da önemli olduğunun inkar edilemez bir önem taşıdığı kesindir. Öncelikle Musevilerin tarihini araştırdım. Kısa bir şekilde anlatmam gerekirse, Museviler veya İsrailoğullarının ataları İbrahim isimli bir peygambermiş. Bu peygamber Babil şehri ve civarında yaşamış ve bu halkı putperest inançlarından vazgeçirmeye çalışmış. Ancak kendisi de tapılan bir put olan kıralları “Nemrud”  İbrahim’e şiddetle karşı çıkmış. İbrahimden sonra yerine oğlu “İshak”, ondan sonra da “Yakub” peygamber olmuş. Yakub, oğullarından Yusuf peygamber tarafından Mısır ülkesine davet edilmiş ve orada yaşamaya başlamışlar. Bir ismi de “İsrail” olan Yakub’un oniki oğlundan çoğalan millet İsrail oğulları olarak anılmaya başlanmış. Bir süre sonra İsrail oğulları Mısırın “Firavun” olarak adlandırılan hükümdarları tarfından köleleştirilmişler ve  gene kendi ırklarından “Musa” isimli bir peygamber önderliğinde uzun mücadeleler sonunda Mısırdan çıkarılıp Kudüs’e götürülmek üzere yola koyulmuşlar. Bu yolculuk esnasında Tur dağında Musa’ya Yaratıcı tarfından ünlü”On emir” verilmiştir ki bu emirler Tevratın önemli bir bölümünü oluştururlar. İsrail oğulları peygamberlerine önce uymuş sonra isyan etmiş ve yetmişbir fırkaya( parti veya bölük) ayrılmışlar.  Milattan önce 1605 de Musa’nın yüzyirmi yaşında ölümünden sonra İsrail oğulları Yuşa’ nın önderliğinde Kudüs ve civarını işgal etmişler. Çevrelerindeki milletlerle sürekli savaşmışlar, zaman zaman Kudüsü kaybetmişler. Önce Davut, sonra Süleyman zamanında en parlak dönemlerini yaşamışlar. Süleyman yaptırdığı “Mescid-i Aksa”isimli mabede, Musa’dan kalan ve içinde mukaddes emanetlerin ve binlerce sayfalık Tevrat’ın da bulunduğu  eşyaları bir sandık içinde yerleştirmiş. Ancak bazı tarihçilere göre yapılan kontrolde sandıkta sadece “on emir” in olduğu görülmüş. Süleymandan sonra İsrail’in oniki oğlundan olan oniki kabileden onu İsrail isimli devleti, geriye kalan iki kabile de Yehuda devletini kurmak üzere ikiye ayrılmışlar. Milattan önce 721 de İsrail Asurluların saldırısına uğramış, Kudüs yakılıp yıkılmış, 581 de ise Yehuda devleti Babilliler tarafından perişan edilip ortadan kaldırılmıştır. Bu arada Tevrat da yakılıp yok edildi. Bu olaydan ikiyüz yıl kadar sonra “Azra” adlı bir haham veya kahin akılda kalanlar ve sağda solda bulabildiği ve kimler tarfından yazılmış olduğu pek belli olmayan yazıları bir araya getirerek yeniden “Tevrat”ı oluşturmuştur. Bir süre sonra İsrail oğullarının yaşadığı bölge önce Makedonyalılar, sonra Persler daha sonraları ise Romalılar tarafından ele geçirilmiş. İşgalciler doğal olarak İsrailoğulları ve onların milli kimliklerinin dayanağı olan dini metinlerini ellerinden geldiğince darmadağın etmişlerdir.Yahudiliğiniki tane kaynağı vardır:

  1. Tevrat, ki yazılı kaynaktır,
  2. Talmud, ki bu kaynak aslında sözlü olarak gelmiş, sonradan yazıya dökülmüş, ancak yabancılardan gizlenmesi gelenek haline getirilmiş ve yahudilerce önemli sayılan kutsal metinlerdir.

Yahudi inancına göre Hz. Musa’ya Tur dağında Tevrat verilirken bir yandan da sadece sözlü olarak gizli bilgiler de verildi. Bu yazılı olmama ileride isteyen kötü niyetli din adamlarına istedikleri şekilde bir sözde dini kaynak oluşturma imkanını vermiştir. Bu bilgiler sadece seçilmiş insanlar olan yahudilere öğretilir, çünkü bu bilgiler yabancılar tarafından öğrenilirse yahudilerin başka insanlar üzerinde kurmayı düşledikleri hakimiyet tehlikeye girecektir.

Tevrat yahudilerce üç bölümden oluşur:

1)Torah, yani Tevrat

2) Neviim, yani peygamberler

3) Ketubim,yani kitaplar

Tevrat beş bölümden oluşur: Tekvin, Huruc, Levililer, Sayılar ve Tesniye. Tesniye Bab 34 de Hz Musa’nın ihtiyarlığı, ölümü, onun için tutulan matem vs. anlatılmaktadır. Bu durum kesinlikle Allah tarafından Musa’ya indirilen bir kitap olması gereken Tevrat’ın Musa’dan sonra başkaları tarafından yazıldığı şüphesini haklı olarak güçlendirmekte ve mantıklı bir şekilde açıklanamamaktadır. Bir Yahudi din adamı olan H. Hirsch Graetzin,” History of the Jews” adlı kitabında Yahudilerin “Yazıcılar” adını verdikleri din adamlarının Tevrat’ı öğretirlerken kendi görüş ve düşüncelerini Tevrat sayfalarının yanına eklediklerini belirtmektedir. Yahudiler arasında bu eklemeli Tevratları kabul etmeyip “sade”halini benimseyen bir gurup vardır ki bunların Tevratlarına “Şomranim Tevratı” denilmektedir. Bu iki tür Tevrat arasında altı bin kadar farklılık vardır.

Kaliforniya Üniversitesi profesörlerinden Eliot Friedman’ın 1987 de yazdığı,”Tevratı kim yazdı” isimli kitap Hıristiyan ve Yahudi dünyasında deprem etkisi yapmıştı. Bu eserinde profesör, Tevratın beş kitabının beş ayrı ilahiyatçı tarfından yazılmış olduğu ileri sürülüyordu.

Günümüzde kabul gören ve en eski olan üç nüsha Tevrat vardır ki bunlar İbranice, Yunanca ve Samirice nüshalardır. Gerek kendi içlerinde gerekse birbirleri arasında çok miktarda çelişkiler bulunmaktadır. Bu çelişkilerden başka Tevrat’da Peygamberler hakkında dindar olmayan insanların bile asla onaylamadığı ve çirkin gördüğü işleri yapmış olduklarına ilişkin iddialar da vardır. Birkaç örnekle yetinecek olursak peygamber İbrahim’in yalancılık ve hilekarlıkla zengin olduğu,  peygamber Yakub’un oğlu Yahuda’nın kendi gelini ile, Onan’ın ise yengesi ile zina ettiği anlatılmaktadır...

Haklı olarak diyebiliriz ki, Eski Ahid ve Yeni Ahid kutsal kitapları şu anda var olan şekillerini büyük oranda insan eline borçludur. Bunu yalnız biz söylüyor da değiliz. Alman Protestan Kilise Komisyonu’nun kontrolünden geçerek basımına izin verilen eski ve yeni Ahid çevrileri, şu sunuşla başlar:

“Kutsal kitap gökten inmiş değildir. Eski Ahid( Tevrat)in 39kitabıyla dört  incil yüzlerce yılda yavaş yavaş gelişmiş ve son şeklini almıştır.

 

Amacım Yahudiliği kötülemek olmadığından bu konuyu uzatmamam gerektiğini düşündüm. Ama öğrendiklerim ,Yahudi din metinlerinin asla Yaratıcının orjinal bir mesajı olmadığı konusında beni tam manası ile ikna etmişti. “Şimdi sırada, şu anda Dünyada daha yaygın bir inanç sistemi olan hıristiyanlık hakkında araştırma yapmak olmalı” diye düşündüm. Aslında bayağı da merak ediyordum. “Neden milyarlarca insan hıristiyan dinini kabul ediyorlar?”. “Neden bu dine inananlar müslümanlar üzerinde hakim durumdadırlar, güçlerinin  dinleri ile bir ilgisi varmı?”....