Bölüm-7
ARAYIŞ - 3
Günlük işlerimin arasında kutsal kitaplar hakkında düşünmeye ve araştırmaya devam ediyorum. İlk olarak araştırdığım Tevrat’ın ve Yahudi dininin temellerini oluşturan diğer dini kitapların çok uzun yıllar içinde ve belirsiz sayıda ve belirsiz güvenilirlikte kişiler tarafından yazılmış olduğu su götürmez bir gerçek. Yani “Yaratıcı” nın yarattıklarına iletmek istediği mesaj ne yazık ki yaratılmışlar tarafından korunamamış ve hatta korumak bir yana binbir hikaye ve uydurma ile öyle bir karıştırılmış ki tanınmaz hale gelmiş. Zaten içerikleri de asla orjinal olamayacak kadar tutarsız, tutarsız olduğu kadar da zaman zaman ahlaklı ve olgun bir insan tarafından bile kabul edilemeyecek bir düzeyde...
Hristiyanlık ile ilgili araştırmam da aşağı yukarı , beni ayni sonuca götürdü. Şu var ki Hristiyanlığın kutsal kitabını önce tarihi açıdan araştırdım.Var olan en eski nüshaları MS. 4. yüzyıla ait İncil diye adlandırılan dört kitap da asla peygamber İsa hayatta iken ona Yaratıcı tarafından verilen veya ilham edilen kitap ve gene o hayatta iken yazılı hale getirilen bir kitap değil. Bu durum zaten Hristiyanların da inkar etmedikleri bir gerçek. Dört incilden biri olan “Markos İncili” MS. 50-60 yılları arasında yazılmış olduğu sanılmaktadır. Bu tarihlerin belirsizliği İsa’nın doğduğu yıl konusunda da geçerlidir ve genellikle kabul gören İsa’nın aslında MÖ.8 -2 yıllarında doğmuş olduğudur. Bir yahudi olarak yahudi toplumu içerisinde dünyaya gelen İsa, otuz yıl kadar yahudiler ve onların bozuk inanç ve davranışlarını düzeltmek ile uğraşmıştı. En büyük düşmanlığı da gene yahudi din adamlarından görmüş, kendisine inanan oniki “havarisi” ve çoğunluğu kadınlar ve toplumun değer vermediği bir takım çok sayıda olmayan insanlarca kabul görebilmişti. Onun ölümünden sonra bu oniki havari bir taraftan yahudilerin bir taraftan da Roma valisinin baskıları ile dört bir yana kaçmak zorunda kalmışlar, bir kısmı gittikleri yerlerde öldürülmüşlerdir. Bu havarilerin İsa hakkında anlattıklarının dilden dile, insandan insana aktarılması sonucunda kopyalar ve kopyaların kopyaları şeklinde aralarında önemli farklılıklar olan yüzlerce İncil oluşmuştu. İsa zamanından yazıldıkları zamana kadar kimler tarafından nasıl bir anlatıcı zinciri ile doğru olarak aktarıldıkları hiç belli olmayan İncil metinleri çeşitli parçalar halinde bazen papirüslere, bazen de çömlek parçalarına ve bazen de deri parçaları üzerine yazılmıştı. Bu İncillerin bir kısmı Hristiyan din adamlarınca kabul görmüş ki bunlara “Kanonik” İnciller denilmiştir. Çok sayıda olan bu İncillerin dört ile sınırlandırılması gerektiği fikri ilk olarak MS.180 yıllarında Piskopos İraneus tarafından ortaya atımıştır. Ancak bu dört İncil sınırlaması MS.325 yılında İznik Konsilinde İmparator Konstantin’in “korumaları altında” gerçekleşmiştir. Bu tarihte diğer bütün İnciller yok edilmiş veya yok edilmeye çalışılmıştır. Hristiyanlığın Anadolu’da ve Roma İmparatorluğu topraklarında yayılabilmesinin en önemli nedenlerinden birinin Hristiyanlığın” çok tanrılı ve ailesel yapıdaki” eski Yunan ve Roma dinlerine yakınlaştırılması ve onlarla uyumlu hale getirilerek insanların kabulunün kolaylaştırılması olduğu bir çok tarihçinin ortak görüşüdür. “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” temaları çok rahat benimsenmiştir. Bu dört İncil ve bunlara bağlı din anlayışının dışında Hristiyan ilahiyatçılarınca kabul görmeyen bir takım başka inciller de vardır ki bunlara da “Apokrif İnciller” denilmektedir. Bunlara geçmeden önce diğer üç İncilin tarihine bir göz atalım. Luka ve Matta’nın yazdıkları ve önceki İncillerden derlendiği ileri sürülen İnciller MS. 70 yıllarına aittir. Yuhanna İncili MS. 85 yıllarında sonra yazılmıştır. Bu tarihlere bakacak olursak bu yazarların İsa zamanında yaşamışlarsa , en az 80- 100 yaşlarında iken kendi İncillerini yazmış olmaları gerekir. Matta, Markos ve Luka İncillerinin içerik ve uslup olarak incelendikleri zaman üçünün de bir kaynak metninden yararlanılarak yazıldıkları ortaya çıkmıştır. Yuhanna İncili farklılık göstermektedir ve tümünün de orjinallerinin “Arami” dilinde yazılmış olmaları gerektiği halde en eski kitaplar Yunan dilinde yazılmıştır.İsanın konuştuğu dil olan “Arami” dilinde yazılmış ama hristiyan dini otoritelerince kabul edilmesi sakıncalı olan – örneğin Barnabas İncili- gibi inciller de vardır. Yani elimizde orjinal İncil kitabı yoktur. Ancak bu durum hıristiyanlarca İncili yazanların da kutsal ve Tanrısal ilham alabilen kişiler oldukları şeklinde açıklanmaya çalışılmıştır. Anlaşıldığı gibi bugünkü hristiyan dini İsa’nın değil yüzyıllar içinde kendilerini yetkili sayan hristiyan din adamlarının veya bilginlerinin oluşturduğu ve temelde Tanrının oğlu ve yine güya “Tanrı” olan İsa’nın gösterdiği bazı olağanüstü mucizeler ile İsa’nın hristiyanlar için kendini kurban etmesi gibi çok acıklı ve etkileyici bir fedakarlık karşısında insanların duyacağı minnet ve sevgi duygusundan faydalanıp onları hristiyan yapma stratejisine dayalı bir sistemdir.
Hristiyanlık temel olarak insanların tümünün de günahkar olduğunu, Hristiyanların günahlarının “İsa’nın kendisini kurban ederek öldürülmesi sayesinde” Allah tarafından af edildiklerini savunur.Tarihsel olarak bakıldığında ilginç bir gerçek de “İznik Konsili”ne kadar orta doğuda yaşayan çok büyük bir çoğunluğa sahip “Arius” mezhebinde sadece tek Tanrı inancı olduğudur. MS.325 deki meşhur İznik Konsilinde batı roma İmparatorluğunca desteklenen İskenderiye Piskoposu “Athenasius”, çeşitli entrikalar ve siyasi baskılar sonucunda Doğu Roma imparatoruna putperest inançlara uygun Baba, Oğul ve Ruh-ül Kudüs gibi üçlemeci bir inancı kabul ettirmişti. Buna karşı çıkanlar pasifize edilmiş, İncilleri de geçersiz sayılıp yok edilmeye çalışılmış ve bunda da ne yazık ki başarıya ulaşılmıştır.
İnciller Musa’nın getirdiği iddia olunan bugünkü Tevrat’tan daha başka bir din kuralları veya “şeriat “ i onun yerine konulmak üzere getirmemiştir. Yani hristiyanlar aslında “yahudi” dini kurallarına uymak zorundadırlar. Eğer uymuyorlarsa ve adına “Eski sözleşme” dedikleri “Tevrat” kitabını neden İncilin öncesine yerleştirip bir kitap halinde bulundurduklarını da mantıklı bir şekilde açıklamalıdırlar. Eğer “Biz Tevratın Allah tarafından indirilmiş kutsal bir kitap olduğuna inanmıyoruz” derlerse sorun yok. Ama aksi bir durum söz konusu ise neden iki kitabın tek bir kitap halinde korunuyor olduğunu açıklamalıdırlar. Ayrıca Tevrat bir tarafa bırakılacak olursa geriye kalan “İncil”de insanların dünya hayatını tanzim eden ne gibi kurallar olduğunu, öte dünya için insanların neleri yapmalarının iyi olduğunu, neleri yapmalarının günah olduğu gibi konularda birşeyler söylenmesi gerekmez mi?
Bu ve buna benzer konuları ancak İncili okuyarak öğrenebileceğimi biliyordum. Önce bir İncil bulmalıydım...
|