Bölüm-8 ARAYIŞ - 4
Birkaç kitap satış yerinde yaptığım araştırmada “Türkçe İncil” bulamamam beni yıldırmamıştı Yakın Doğu Üniversitesi kütüphanesinde aradığım İncil’i buldum ve okumak üzere aldım. Bu İncil “ The New Testament in Turkish” ismi ile 1998 yılında “ United Bible Societies” tarafından İstanbul’da bastırılmıştı. Bu yazımda tüm İncili satır satır anlatıp kimseyi usandırmak niyetinde değilim. Ancak okuduktan sonra ilk bakışta gözüme çarpan önemli olabilecek bölümlerini sizlerle paylaşmak istedim. Yapmakta olduğum araştırmanın esas amacı Tanrısal bir mesaj olabileceğini sandığım“İncil”in İsa zamanından beri aynen var olup olmadığı ve ne kadar güvenilir bir metin olduğudur. Matta İncil’inin hemen başında İsa’nın soy ağacından bahsedilir ( Matta 1-17), İbrahim’den İsa’ya kadar kırk iki kuşak. Dört İncil bu soy ağacı konusunda farklılıklar gösterir. Kaba bir hesapla bu dönemin bin küsur yıl olabileceği varsayılabilir. Ancak bu hesap tarihi gerçeklere uygun değildir. Musa peygamberin tarihçe kabul edilen ölüm yılı İsa’nın doğumundan binaltı yüz beş yıl önce olduğunu hatırlamak bile yukarıdaki kırk iki kuşaklık dönemin asla inandırıcı olmadığını ortaya koyar. Sonra mütevazi bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen İsa’nın soy ağacının nasıl olupta binlerce yıl hiç kesintisiz tam bir zincir olarak korunup nesilden nesile aktarıldığı da kolayca açıklanabilecek bir durum değildir. İncillerin yazılışında asla bir anlatıcı zinciri olmadığı halde İsa’nın soy ağacının kırk iki kişilik zincirinin ezberlenip korunmasının ne kadar inandırıcı olduğu kuşkusuz tartışmalı bir konudur. Tüm İncil’lerde göze çarpan özellik, İsa hakkında ortaya atılan iddialara dayanak olarak Eski Ahid’ten bölümlerin gösterilmesidir: “ İşte bu Tevrat’ta geçen şu sözün gerçekleşmesi içindi” gibi durumlar ile sıklıkla karşılaşılır.İncil adlı kitabın iki kapağı arasında kalanlar okunduğu zaman yazarların o zamanlarda kabul görmekte ve saygı duyulmakta olan Tevrat’ın sahip olduğu güvenilirlikten faydalanıp yeni dinin temellerini bu saygınlık üzerine bina etme stratejisi güttükleri anlaşılır. Yani nasıl olsa insanlar Tevrata inanıyorlar, o halde biz eğer yeni din ve Mesih İsa inancını bu temele dayandırırsak halk hiç şüpheye düşmeden bu yeni dine girecek diye düşünülmüştür. Üstüne bir de Tanrısal güçlere sahip bir “Oğul Tanrı” ve bu Tanrının kendini insanlar için kurban etmesinin insanlarda meydana getireceği minnet altında kalma ve borçluluk duygusu eklenince yeni din için kabul edilebilirlik kapasitesi oldukça yükseltilmiş oluyordu. Bütün bunlara ilaveten bugünkü hristiyanlık için Aziz Pavlos’un icat ettiği “şeriatsız ve ibadetsiz din”imajı dini kabulde elbette kolaylaştırıcılığın zirve noktası olmuştu. İncillerde Tevrat bölümlerinin kullanılması onlara kutsallık verici bir etki de yapmaktaydı. Sanki İncil yazıcıları senaryoları için Tevratı bir kaynak olarak kullanmakla insanların daha kolay inanacaklarını düşünmekte idiler. Ama ne yazık ki bu gayret bazan hiç de amaçlarına hizmet etmemiş gibidir, ne kadar zorlasalar da Tevrat’taki kehanetler bir türlü İncil yazarlarının iddialarının kabulünde şüpheye yer bırakmayacak şekilde hizmet etmemektedirler. Örneklemek gerekirse : “Ey Yahudiye bölgesindeki Beytlehem! Yahuda yöneticileri arasında hiçbir bakımdan en önemsizi değilsin. Çünkü senden halkım İsraili güdecek olan bir yönetici çıkacak” Bu Tevrat bölümü İsanın Beytlehem’de doğması hakkındadır diye İncile yerleştirilmiştir, ancak İsa’nın Yahudi halkını güdecek bir yönetici olması hiç gerçekleşmemiştir, aksine yahudilerin ihaneti sonucu çarmıhta can verme cezasına çarptırılmıştır. Zaten şu anda İsa’ya inanan bir Yahudi milleti de yoktur, aksine Yahudiler dışında milyarlarca Hristiyan vardır. İncil’de gerçekten çok güzel nasihatler, insanları doğruluğa, merhametli olmaya vs davet eden bölümler var. Ama büyük bir bölümü İsa’nın yaşamından hatırda kalanlar abartılı sevginin eseri olan yüceltme ve O’nun Tanrının oğlu olduğuna dair iddialar da vardır. Sayısız mucizeler, hastaları iyileştirmeler, ölüleri diriltmeler, bir kişilik yemeği binlerce kişiye yetecek hale getirmeler gibi mucizeler elbette Yaratıcı’ nın izni ile yapılagelmiş şeylerdir ve bu sadece İsa’ya ait bir durum da değildir. Ayrıca bizzat İncil’e göre bu gibi olağanüstü işler, yapanların Tanrı yanında her zaman çok değerli olmaları sonucunu doğurmaz. Nerde kaldı o kimsenin Tanrı’nın oğlu olmasının delili olması...Matta 7. ci bölüm, 21-23 : “Beni Rab! Rab! Diye çağıran herkes Göklerin egemenliğine (mülküne) girecek değildir. Ancak göklerde olan Babamın isteğini yerine getiren girecektir. O Gün birçokları bana diyecekler ki, ‘Rab! Rab! Biz senin adınla peygamberlik etmedik mi? Senin adınla cinler kovmadık mı? Senin adınla birçok mucize yapmadık mı?’ O zaman ben de onlara açıkça şöyle diyeceğim: ‘Ben sizi hiç tanımadım. Çekilin önümden, ey kötülük yapanlar!’” Görüldüğü gibi bu ifadeler İsa zamanında veya ondan sonra O’na inanan ve mucizeler bile gösterebilen ileri derecede ve hatta hristiyan dinince “peygamber” liklerine inanılan bazı kimselerin bile sadece bu işleriyle Tanrı’nın sevgisini ve cennetini kazanamayacağını ortaya koyuyor. Oysa Hristiyan dinine göre İsa dünyaya, kendisinin Tanrı’nın oğlu olduğunu kabul eden herkese cennet ve Göklerin hükümranlığına girme “Müjde”sini vermek için gelmişti. Markos 16. bölüm 15-18. İsa onlara şöyle buyurdu: “ Bütün dünyaya gidin, Müjde’yi( İncil) bütün yaradılışa duyurun. İman edip vaftiz olan kurtulacak, iman etmeyen ise hüküm giyecek. İman edenlerle birlikte görülecek belirtiler şunlardır: Benim adımla cinleri kovacaklar,yeni dillerle konuşacaklar, yılanları elleriyle tutacaklar...” Yukarıdakilerle zıt olan bu ifadeler dikkat çekicidir. İncil’de görülmeleri olağan olan bu ve benzeri çelişkili ifadeler Hristiyan ilahiyatçılarınca yorumlanmaya çalışılmış ve bu şekilde hristiyanlık çeşitli mezheblere ayrılmıştır. Bu arada yukarıdaki İncil ayetlerine göre şu andaki Papa dahil hiçbir hristiyanda bahsi geçen “ İman edenlerle birlikte görülecek belirtiler” olmadığından hiçbiri ne yazık ki iman sahibi değildirler ve “Hüküm giyeceklerdir”. Yine Matta 17:21. de İsa şöyle diyor:”...Doğrusu size derim ki, hardal tohumu kadar imanınız olsa, şu dağa, ‘ Buradan git , öteye çekil’ deseniz o çekilecektir...” Bunu da göz önüne aldığımızda dağları yürütebilen bir hristiyan olmadığına göre hristiyanlar içinde gerçek imanlı bir tane bile insan olmaması gerekir, tabii bu ifade gerçekten İsaya aitse... Hristiyanlığın temellerinden en önemlisi olan ve İsa’nın Tanrı’nın oğlu olması iddiasına gelince, İsa’nın Konuştuğu dil olan “Aramice”de Yahudi milletinin Allah’ın oğulları olduğu inancına paralel olarak Allah’ için, “Baba” kelimesi kullanılıyordu. İbranice İncil’den çevrisi yapılan Yunanca incillerde “Baba” kelimesinin gerçek anlamda da “Baba” olarak kabul görmüş olabileceği düşünülebilir. Yunanca İncil’lerin değişik bölümlerinde “Tanrı’nın oğlu” denilmesi ile ilgili olarak şu gerçek ile karşılaşırız; İsa Hayatta iken birilerinin Tanrının oğulları olması demek gerçekten oğul olmaları anlamına gelmiyordu ve İsa’dan başka kişiler için de bu deyim rahatlıkla kullanılabiliyordu. Matta 7. 11 “ Göklerdeki Babanız da kendisinden dileyenlere...”Matta 5:9 . da “ Ne mutlu barışı sağlıyanlara! Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek” ve Matta 6:6. da” İç odana çekil, kapını örtüp gizlide olan baba’na dua et” Burada görüldüğü gibi insanlara Tanrı oğulları diye hitap edilmesi hristiyanlıktaki “tek Baba ve tek oğul” esasını dayanaksız kılmaktadır. Akla sığmayan konular, “İncilleri yazanların kutsal kişiler olduklarını ve ilhamlarını bizzat Kutsal Ruh’tan aldıkları” şeklinde ifadelerle açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak İsa’nın on iki havarisi arasında en başta gelenlerden olan Petrus’a karşı Matta 16. bölüm 23 . ayette söylediği” Geriye çekil ey şeytan!..”ifadesi, gene Petrosun O’nu horoz ötünceye dek üç kere inkar etmesi vs gibi durumlar havarilerin bile ne kadar kutsal kişiler oldukları hakkında haklı şüpheler uyandırır niteliktedir. Öte yandan Eski Ahid denen Yahudi Kutsal kitabında bir çok yerde Allah’ın tek olduğu, başka bir tanrı veya oğul Tanrı olamayacağı da belirtilmektedir: “... benden önce Allah olmadı ve benden sonra olmayacak. Ben rabb’im ve benden başka kurtarıcı yoktur..” tesniye 43. bab, 10. ayet... Daha bir çok yerde bu gerçek ifade edilmektedir. Örneğin Tesniye 4. bab, 39. ayet, 6. bab 4. ayet,32. bab 39. ayet,İşaya 40. bab 25. ayet,45. bab 5. ayet, 45. bab 18. ayet, 21. ayet, 22. ayet , Malakin 2. bab10. ayet İşaya 46. babın 9. ayetinde: “Allah benim, başkası yoktur. Ben Allah’ım ve benim gibisi yoktur.” denilmektedir. Şimdi Tevrat ve İncili bir arada iki kutsal kitap olarak bulunduran ve sözde inanan Hristiyanlar neden hala teslise ve Baba ve Oğul Tanrılara inandıklarını makul bir şekilde açıklamalıdırlar. İsa kendisinin Yahudi dininin hükümlerini değiştirmek için gelmediğini aksine onları uygulamaya geldiğini Matta 5: 17-18. de açıkça söylemektedir: “Ruhsal yasayı ya da peygamberleri ortadan kaldırmaya geldiğimi sanmayın. Ortadan kaldırmaya değil, ancak yerine getirmeye geldim. Doğrusu sizlere derim ki, gök ve yer yok oluncaya kadar ruhsal yasadan küçücük bir nokta ya da bir çizgi bile kaldırılmayacaktır....” Bu durumda Hristiyanların neden hala Yahudi dininin kanunlarına uymadıkları ve başka bir din üzere oldukları anlaşılmaz bir durumdur. Matta 9. bölümde Ferisiler(1) İsa’ya öğrencilerin neden bizim gibi oruç tutmuyorlar diye sorunca İsa onlara: “Güvey hala aralarındayken, davetliler yas tutar mı?” diye cevap veriyor. Bu bir anlamda Yahudilerin oruç tutmalarına karşın İsa’nın kendi inananlarını bundan muaf tutması demektir ve bu bir çelişki gibi görünmektedir. Tevrat’ta içki yasak ve kötü kabul edilmiş olmasına karşı (Levililer 10:9. Tesniye 21:20.ve 29:6. Hakimler 13: 4. ve 13:7. Özdeyişler 20: 1. ve 31: 4.) hatta İncil’de de( Matta 11: 18. Luka 1: 15. I. Petrus 4: 3. Matta 24: 48-51 Romalılar 14: 21. Ef. 5: 18. I.Petrus 4: 3. Markos 7: 8.) çirkin bir iş olarak görülmesine karşılık bugünkü hristiyanlıkta içkiye karşı bir tavır yoktur. Domuz eti konusunda da benzer bir durum vardır. Tevrat Levililer 11: 7. Tesniye 14: 8. Yeşaya 65: 4. gibi bölümlerde domuz eti yenmesi yasaklanmış olmasına karşılık hristiyanlarca domuz eti çok yaygın bir şekilde severek yenilmektedir. Bu durum aslında şaşılacak birşey değildir. Asıl şaşılacak şey St. Paul gibi azılı bir İsa düşmanının O’nun ölümünden sonra aniden imana gelerek hristiyanlığı kendi istediği gibi şekillendirmesi ve insanların da bunu pek ala kabul edivermesidir. O Paul ( Pavlos) ki İncilde , Korintlilere 1. mektup 9: 20-21. de Yahudilerle yahudi gibi oldum....Ruhsal yasa bağımlılarıyla ruhsal yasa bağımlısı gibi oldum...Herkesle herşey oldum... Bu ifadeler Pavlos’un ne kadar çok “yüzü” olduğunun ve bunları karşısındakileri kandırmak için ne ustalıkla kullandığını göstermektedir. Yine bu kişi İsa’nın hayatta iken kendine bağlı olanlara uymak zorundasınız dediği Tevrat yasaları hakkında demiştir ki: (Romalılara mektup 7: 1-6.) Ruhsal Yasa ( Tevrat yasaları) belirli bir süre içindir,İsa’nın ölümü ile bu süre bitmiştir,artık o yasa ve yasaklara uymamız gerekmez . Yani Pavlos İsa ‘ya inanan ve saygı gösterenleri yasaksız bir dinle tanıştırmıştır.Ayni Pavlos kendini kutsal bir peygamber olarak tanıtıp yazdığı metinlerde kah yasaklardan behsetmiş, kah “önemli olan iman ve sevgidir” yollu iddialarını yerine göre halka sunmuştur. Korintuslulara mektup 10: 25.” Et pazarında satılan herşeyi vicdanınız rahatsız olmadan yeyin” Nerde kaldı İsa’nın Tevrat yasalarını kaldırmaya gelmedim sözü...
İncilde İsa gibi Tanrısal bir kişiye yakıştıramayacağımız söz ve davranışlar da vardır. Bir örnek vermek gerekirse Matta 21. bölüm 18 -19. ayetlerde :”İsa ertesi sabah kente dönerken acıktı. Yol üstünde bir incir ağacı görerek ona yaklaştı.Ama onda yapraktan başka birşey bulmadı. Bu nedenle ağaca, “Bundan böyle sende hiçbir vakit ürün olarak bir şey yetişmesin” dedi. İncir ağacı hemen kurudu.” İkinci bir örnek Matta 26. bölüm 37 -46 . ayetlerde çarmıha gerilmek üzere yakalanmasından kısa bir süre önce : “Petros’u ve Zebedi’nin iki oğlunu yanına aldı. Derinden bunalmaya, sıkılmaya başladı. Bununüzerine onlara, “Canım ölesiye sıkılıyor” dedi...Biraz ileriye giderek yüzüstü yere kapandı, duaya koyuldu:”Ey Babam! Eğer olanak varsa, bu bardak benden uzaklaştırılsın. Ama benim istemim değil, senin istediğin olsun”.... Hristiyan inanç temellerinden olan Tanrı’nın oğlu olan İsa’nın insanlar için kendini feda etmesi ve Baba’sının sağındaki koltukta yer alması ve bu sayede Tanrı’nın da oğluna inananları affedip sonsuz cenneti ile ödüllendireceği iddiası ile, ölümden korkan, Babası olan Tanrı’yı onu kurban etme kararından vazgeçirmeye çalışan İsa ne kadar bağdaşır? Gene İsa’nın ölüm anı ile ilgili Matta 27. bölüm 46. da “Saat on beş sularında İsa yüksek sesle bağırdı: “Eli, Eli lama sabaktani” Bu, “Tanrım, Tanrım,neden beni bıraktın?“ Anlamına gelir. “Şu anda var olan İncili yazanların İsa hakkındaki çelişkili ve yakışıksız sözleri , bu İncilin İlahi bir kitap olmadığı, en azından birçok uydurmalarla orjinalliğinden büyük ölçüde azaklaştırılmış olduğu izlenimini vermektedir. Hristiyan din bilgini Dr. Morton Scott Enslin, cristian Beginnings adlı eserinin 2. kısım, 187 sayfasında şöyle diyor: “İsevilik, yahudilerin yaşadıkları yer olan Filistinden, putperest milletlerin memleketlerine yayıldı. Bu yayılma bir çok değişmelere sebeb oldu. İseviler Musanın şeriatinden uzaklaştılar. İsanın tebliğ ettiği din bilgilerini putperestlerin kabul edebileceği hale getirdiler. Böylece tutarsız, akıl ve mantığın kabul edemiyeceği bir din meydana geldi.” Roma İmparatorluğunda çeşitli putperest topluluklar vardı. Şu hususlar hepsinde de ortaktı:
Tabii, dinler söz konusu olduğunda esas olan inançtır. Ama en azından Yaratıcı’nın mesajının bize doğru olarak ulaşıp ulaşmadığını da düşünmemiz ve dikkate almamız da gerekir. Yani Yaratıcının mesajını bize ulaştıran ve adına da peygamber dediğimiz kişilerin mesajı kendileri hayatta iken yazılı hale getirip getiremedikleri, bu yazılı metinlerin orjinal içeriklerinin günümüze kadar korunup korunamadıkları vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Ne kadar güzel uydurulmuş olursa olsun, uydurma uydurmadır ve yalandır. Gerçek yanında yalanın ne kadar kıymeti vardır? “Aradığım gerçeklerdir” diyen herkes gerçeği bulmada titiz davranmalıdır. Sonuç olarak İncil’in de bazı güzel ve mantıklı Tanrısal mesajlar içermesine karşılık çok büyük oranda şeytani zekalı yazarlar tarafından uydurulan bölümlerin eklenmesi ile ve olmayacak şeylerden olmayacak sonuçlar ve doktrinler üretilerek oluşturulan bir sözde”Kutsal Kitap” olmaktan öteye gitmediği ortadadır. Bizleri Yaratan’ın bizlere yaratma gayesini açıklayan ve bizleri madde ötesi dünyada nelerin beklediğini açıklayabilecek mesajı bulma çabalarıma devam etmem kaçınılmaz olmuştu, ben de aramaya devam dedim...
|