| |
DAVET
1400 yıldan beri dünyamızda ezansız bir an geçmemektedir. Şimdi bizim olduğumuz yerde okunan ezan biraz önce biraz doğumuzdaki bir yerde okunmuştu, ondan önce de biraz daha doğuda okunmuştu. Batıya doğru gittikçe değişik yerlerde biraz sonra ve daha batıda gene biraz daha sonra ezan okunacak.
Günde beş vakit ezan ve dünya ölçeğinde her an ezan okunuyor, “Allah-u ekber, Allah-u ekber...” Gördüğümüz ve görmediğimiz, bildiğimiz ve bilmediğimiz herşeyin yaratıcısı ve sahibi tartışmasız kendi dışındaki tüm varlıklardan da, kavramlardan da büyüktür, öyle büyüktür ki büyüklükte tekdir, eşşizdir. Büyük bir aşkla sevdiğimiz tüm dünyevi güzelliklerden, başarılardan , herşeyden daha büyüktür Allah, herşeyden önemli ve herşeyden daha gerçektir.
Bir Cuma günü , öğle vakti ezan okunuyor, bir yanda cami, yolun diğer yanında kahvehane.
Müslümanlar kalplerinde Allaha saygı, sevgi, korku ve ümit, camiye doluyorlar. Kimi işçi, kimi esnaf, kimi öğrenci ve daha niceleri Allah’ın davetini saygı ile kabullenip müslümanlıklarının gereğini yapıyorlar. Caminin karşısında, çoğu yaşını almış, saçı ağarmış adamlar kahvede zaman öldürüyorlar, sohbet, dedi- kodu, siyaset, oyun, çay, kahve... Sanki okunan ezanı hiç duymuyorlar. Atmış yetmiş yaşlarında olan bir insan çocukluk çağları dışında ortalama 110,000 defa ezan işitmiş yani 110,000 defa namaza, kurtuluşa davet edilmiştir. Ne yazık ki bu daveti duyup değer veren, yaratıcısına inanıp onun davetine uyan
insanlar çok azınlıktadırlar. Kimileri sanki ezanı duymaz gibidirler:
“...Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar, gözleri vardır, onlarla görmezler, kulakları vardır, onlarla işitmezler ...” ( A’raf sûresi 179. ayet )
Bazıları duyar ama ne anlama geldiğini merak bile etmezler, ezan okunurken kimisi tembel tembel yan gelmiş yatmış, kimisi işin peşinde, kimisi içkide, kimisi kumarda, kimisi ezanı duyduğu için öfkelenmekte “Ne zaman kurtulacağız bu çağ dışı dinden ve onun ezanından!” diye hayıflanmakta.
Onlar istese de istemese de ezanlar okunmaya devam eder:
“Şehadet ederim ki Allah birdir ve Muhammed O’nun elçisidir.”
“Namaza koşun, kurtuluşa koşun, Allah en büyüktür, Allahtan başka Tanrı yoktur.”
Uzaya çıksak ve oradan dünyamıza baksak, yer kürenin yarısı gece, yarısı gündüz, sıra ile gece gündüzü kovalıyor, gündüz geceyi kovalıyor. Dünyamızdan semaya yükselen tüm ezanları işitebilsek, her an dinimizin iman esaslarını ve hak yola çağıran ezanları, davetleri duyacaktık. Gene görecektik ki, Allah’a secde etmeyi kibirlerine yediremiyenler, dünyada bir türlü gönüllü olarak Allah’a yönelmeyip O’na secde etmeyenler, inandıkları tek gerçek olan ve üzerinde sonsuza kadar yaşamak inanç ve hevesiyle var oldukları dünya ile birlikte fırıl fırıl dönmektedirler ve zorunlu olarak secde ettirilmektedirler. Biraz daha geriye çekilip baktığımızda dünyamızın evrende, çöl içindeki bir tek kum tanesi kadar bile yer tutmadığını görecektik.
Günümüzdeki teknoloji sayesinde “ortam dinleme ve kaydetme” sıradan bir iş haline gelmiştir. Dünya üzerinde yaptıklarımız, ettiklerimiz, konuşmalarımız hep birer ışık ve ses dalgası olarak uzaya yayılmaktadır. Işık hızından fazla bir hızla dünyadan uzaklaşabilsek geçmişte uzaya salınan görüntüleri yani geçmişimizi görmek ve algılamamız mümkün olacaktı teorik olarak.
Yarattığı insanlar bile izleme ve görüntüleme yapabilen, ses kaydı yapabilen Yüce Yaratıcımız, tüm hayatımızı kayıt altına alıp inkar edemememiz için bizlere izletme ve hakkımızda hüküm verme gücüne elbette sahiptir.
Allah’ın davetine ve davetçilerine neden kulak asmadığımız bizden sorulmadan önce bu soruya tatminkar ve tutarlı bir cevap bulmalıyız. Kaçacak, saklanacak hiçbir yerin olmadığı Hüküm gününe hazırlık yapmayanlar için, içine düşecekleri pişmanlık ateşi, belki cehennem ateşinden bile yakıcı olacaktır.
Can tende oldukça kurtuluş imkanı vardır. Yeter ki gittiğimiz yolun yanlış olduğunu bilelim, Yaratıcımıza ve O’nun davet ettiği aydınlık yola dönelim...
|
|