| |
KIBRIS’TA İSLAM
Kıbrıs adası, 1571 yılından itibaren müslüman Türklerin yerleşmesiyle İslamla tanışmış değildir şüphesiz. Kıbrıs aslında halife Hz. Osman devrinde İslam orduları ve İslam ile tanışmıştı.Ancak önemli sayıda Müslüman Türkün Anadoludan gelip adaya yerleşmesi adayı tam olarak İslamla tanıştırmıştır. 1571 den sonra Osmanlı hakimiyetine giren Kıbrıs adası geleneksel İslam hoşgörüsü sayesinde adanın önceki sakinleri ( ki onlar çoğunlukla ortodoks Hristiyanlar, az mikdarda Katolik, Ermeni ve bir mikdar da Yahudilerden meydana gelmişlerdi ) varlıklarını sürdürmüşler hatta tarihte ilk defa Ortodoks kilisesi bağımsız olmuş, yeniden yapılanmış ve bugüne ulaşabilecek bir güce kavuşmuştur.
Adaya yerleşen müslüman Türkler doğal olarak yerli halktan etkilenmişlerdir. Buna ek olarak değişik nedenlerle müslüman dinine geçen hristiyan asıllı halk, Anadolu’dan çeşitli suçları nedeniyle sürgün edilenler, İslamda, ibadet ve yaşayış şekliyle farklı bir gurup oluşturan Alevi halk birbirleri ile etkileşerek Kıbrısta Müslüman olarak anılan ama alışılmışın dışında dini kurallara tam bağlı olmayan, kendilerini ibadetleri yerine getirme konusunda oldukça rahat ve özgür hisseden bir toplum oluşmuştur.
Osmanlı imparatorluğunun yüzyıllarca süren savaşlarla zayıflaması, batı dünyasının yeni ticaret yollarını kullanarak yeni sömürgeler elde edip zenginleşmeleri ve buna paralel olarak ulaştıkları teknolojik üstünlük ve askeri başarılar bütün İslam dünyası gibi Kıbrıs Türklerini
de etkilemiş, onların kendi dinlerine şüphe ile bakmalarına sebeb olmuştur.
Kıbrıs Türkleri, adanın İngiliz idaresi altına girmesiyle maddi olarak en gelişmiş İngiliz medeniyeti ile karşılaştılar ve kendi dini değerlerine karşı duydukları ve zaten zayıf olan bağlılıkları bir daha sarsıntıya uğradı ve Kıbrıs Türklerinin büyük bir bölümü yeni bir sentezle ne hristiyan, ne müslüman olan ancak bir çeşit “laik ahlak” benimseyen bir kimlik oluşturdular. Kıbrısın İngiliz idaresine girmesinden sonra İngilizlerin Kıbrıs Türklerini anavatanlarından koparmaya, Kıbrıs rum halkı karşısında onları güçsüzleştirmeye yönelik çeşitli baskıcı politikaları sonucu adada nüfus dengesi Türkler aleyhine değiştirilmiş, pek azı dışında çoğunluğu cahil olan din adamlarının toplum üzerinde etkisi yok denecek dereceye düşmüş, bazı köyler hristiyanlığa geçmiş, Türklerin toplumsal bilinçlerinin önemli dayanaklarından biri olan din duyguları bu otorite boşluğu sonucu zaafa uğramış, Türk toplumu kilisenin organize otoritesi ve uzun vadeli ve köklü politikalarına karşı kendini ve mal- mülklerini koruyamamıştır. Adanın nerdeyse tamamı Türklere aitken cahillik, içki, kadın düşkünlüğü ve elbette fakirlik sonucu satışlarla, cahillik yüzünden, mal kıymeti bilmeme yüzünden, bilinçsizlik nedeni ve bazen hile ile, değil halkın arazileri ve hatta vakıfların bir kısım arazileri bile Rumların ve kilisenin eline geçmiştir.
Kıbrıs Türk halkı herşeye rağmen sömürge döneminde Türk kimliğini önemli ölçüde korumayı başarmıştır. Ayrıca toplum yapısı olarak “laikliğe” yatkın olmasının doğal bir sonucu olarak, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarından itibaren anavatanında oluşturulmaya başlanılan yeni laik Türk kimliğini benimsemiş ve kuvvetle desteklemiştir.
Kıbrısın fethinden sonra ada çapında çok az sayıda yeni ve kayda değer cami yapılmıştır. Barış harekatından sonra bu eksiklik farkedilerek çok güzel ve mükemmel camiler yapılıp halkın dini hayatının canlandırılmasına çalışılmışsa da bu camilere çoğunlukla Türkiyeden gelen Türkler ilgi göstermektedir ve özellikle cuma günleri tüm camileri dolduranlar gene onlardır. Ne yazık ki İslamın öğrenilmesi ve varlığını sürdürebilmesi için yapılan çalışmalar yerli ve kendilerini “laik” olarak tanımlayan, hiçbir din ile ilgilenmeyen okumuş kesim, öğretmenler, sivil toplum kuruluşları, sendikalar gibi etkin kesimlerce kabul görmemekte ve bu çalışmalara şiddetle karşı çıkılmaktadır.
Kıbrısta müslüman Türklerin büyük çoğunluğu, sünnet ve cenaze , mevlid okutma gibi adetleri devam ettirmek şeklinde bile olsa İslam dairesi içinde kalabilmişlerdir. Bu arada şu anda ibadetlerine bağlı ve dindar diyebileceğimiz az sayıda Kıbrıslı Türkler de mevcuttur ve bunların üzerinde 50 yılı aşkın bir zamandan beri Kıbrısta sönmeye yüz tutmuş İslam ateşini yeniden canlandırmaya çalışan Şeyh Nazım Kıbrısinin de rolü kayda değerdir. Şu anda Lefke kasabasında bir Nakşibendi dergahı bulunmakta ve dünyanın dört bir yanından çok çeşitli milletlere mensup müslümanlarca ziyaret edilmektedir.
Kıbrısta İslam dünyasının önemli kutsal ve tarihi bir ziyaret yeri de, Larnaka Tuz Gölü kenarında kurulmuş “ Hala Sultan Tekkesi”dir .Peygamberimiz Hz. Muhammedin süt halası olan Umm-u Haram, peygamberimizden İslam orduları ile birlikte bir deniz seferi sırasında şehit olacağı müjdesinden sonra oldukça ilerlemiş yaşına rağmen, Hz. Osman devrinde yapılan Kıbrıs seferine katılmış ve Larnakada tuz gölü yakınlarında atından düşerek şehid olmuştur. Onun şehid olduğu yerde daha sonra bir türbe, cami ve kulliye yapılmıştır. Bu türbe Kıbrısta İslamın en önemli kutsal mekanı kabul edilmektedir.
Bu sitenin amacı Kıbrıs Türklerine İslamın güzelliklerini hatırlatmak, onların ilgilerini maddeden başka manevi ve dini değerlere de çevirmelerine yardımcı olmak, sadece maddeye önem veren bir anlayıştan hem madde, hem de manaya değer veren dengeli bir anlayışa kavuşturmaktır. Bunu yaparken onları bir çok kaynağı araştırma zorluğundan kurtarıp islami gerçeklere ve anlayışlara kolayca ulaşmalarını, kendilerinden biri olarak kendimize bir görev kabul ettik. Şu anda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de İslam hakkında yaygın bir bilgisizliğin yanında çok güçlü ve organize bir “ İfrira ve yanlış bilgilendirme kampanyası” yürütülmekte, İslamın bilim, ilerleme düşmanı ve engellenmesi gereken bir inanç sistemi olduğu propagandası yapılmaktadır. Bu yaygın saldırı karşısında öncelikle din bilginlerinin İslamı savunmaları ve halkı bilgilendirmeleri gerekir. Ama “ Ben müslümanım” diyen herkesin de elinden geldiğince dünya ve ahiretimizi ilgilendiren bu savunmaya katkıda bulunması imanlarının bir gereğidir. Başarı Allah’tandır.
|
|