titles ana sayfa yazi disizi makaleler diger bilgiler iletisim


 

“TESADÜF” ÇÜLÜĞÜN DAYANILMAZ CAZİBESİ

     Dinin bilimle çatıştığı, bu yüzden de gerçeklerle bağdaşmadığı iddiası, ömrü boyunca bu konuda hiç bir araştırma yapmamış olanlarca ve bir takım “yarım aydın”larca büyük bir coşku ve imanla kabul edilegelmiştir. Günümüzün, önceki zamanlara göre, bilgi ve bilime en çok değer verilen bir zaman olduğu söylemi,  dinden olabildiğince uzak ve özgür yaşamak isteyenlerin en çok kullandığı bir can simididir. Onlar derler ki:

“Canlı- cansız her şey kendiliğinden zaman içinde olmuş ve bildiğimiz maddelerden oluşmuştur, bunların oluşumunda başka bir şey, mesela bir “Yaratıcı” aramak, maddeleri, atomları ve molekülleri bilmeyen eski çağ insanlarının bilgisizliğinin sonucu idi. Ancak artık biz bilimde oldukça uzun bir yol katettik, bu bilim dışı, madde dışı varlık ve güçler ile uğraşmak ve sonunda bir Yaratıcı ve bir din kavramına inanmak zorunda değiliz. Biz hayatın sırrını- ki bize göre böyle bir sır yoktur- çözdük. Cevap çok basit; Tesadüf...

   Tesadüf, rastlantı, var oluşun sihirli kavramı, özgür ve çağdaş insanın özgürlüğünün ve mutluluğunun temeli... İyi ki var, yoksa halimiz nice olurdu? Öyle Yaratıcı’nın kanunlarıymış, yaratılmışlara karşı sorumlulukmuş, dini kurallarmış Allah korusun, pardon tesadüf korusun, hayat kim bilir ne kadar çekilmez olurdu...”

   Ama ne yazık ki, bazı bilim adamları tesadüfü filan bırakıp çalışmışlar, araştırmışlar,  hesaplar yapmışlar ve sonunda hayatın tesadüf sonucu ortaya çıkmasının imkansız, olanaksız olduğunu ortaya koymuşlardır:

 

Canlı dünyanın dolu olduğu olağanüstü karmaşık mekanizmaların ‘kendiliğinden’ oluşması ve maddenin kendi kendini organize etmesi ile ilgili görüşün bu durum karşısında hükmü nedir?

  Yeryüzünde bilinen her türlü hayat şeklinin maddi esası olan proteinin bir molekülünün kendiliğinden ( tesadüf eseri olarak) oluşmasını örnek göstermek suretiyle bunu anlatmağa çalışalım.

  İsviçreli fizikçi Charles Eugene Guye bir protein molekülünün tesadüfen oluşması ihtimalini hesap yolu ile tespit etmeye karar vermiştir. Bilindiği gibi protein molekülü en az dört elementten ibarettir. Hesabı sadeleştirmek için Guye molekülün sadece iki elementten ibaret olduğunu ve iki bin atomun bulunduğunu(atom ağırlığı 10, molekül asimetrisi 0,9) varsaymış. Sadeleştirilmiş bu şartlar altında proteinin tesadüfen oluşma ihtimali 2.02x10321dir. Eğer bu sonucu zaman ile Arz’ın(Yerkürenin) sınırları içerisinde ele alırsak, o zaman Guye’nin bir tek molekülünün oluşması için saniyede 500 trilyon (5x 1014) ferkans olması şartıyla, 10243 trilyon sene gerekir. Buna göre yaşamın bir tesadüf eseri olarak, dünyamızın yaşı kabul edilen sadece 4,6 milyar sene içinde oluşmuş olması tamamen ihtimal dışındadır.

Bu hesap federal Almanya’nın Göttingen şehrindeki Max Planc Biyofizik Kimya Enstitüsü bilim adamlarından olan ve1968 Nobel Kimya Ödülünü alan Manfred Eigen Tarafından

Yeniden yapılmıştır. Eigen kanıtlarıyla göstermiştir ki, bir tek protein molekününün tesadüfi(rastlantı) olarak oluşması için gezegenimizin bütün suyu bile yetersizdir. Hatta bütün kainat kimyasal maddelerle dolu olsa ve bunlar durmadan birleşse, kâinatın var oluşundan bu yana geçen milyarlarca sene bile belirli bir protein tipinin oluşması için yine yetmeyecekti.” (Doğu ve Batı arasında İslam, Ali İzzetbegoviç, Sayfa  60.)

 

Ama bütün bunlardan çağdaş ve sözde bilim aşıklarına ne gam? Onlar için önemli olan aslında bilim filan değil, arzu ve heveslerinin peşinde koşmaktır. İştahlarını kaçıran, onları düşünmeye yöneltip keyiflerinin istediğini rahatça yapmalarına engel olan gerçeklere gözlerini yummak,  en ahmakça da olsa en uygun çözümdür. Onlar, gerçeklere değil anlık maddi tatminlere önem verirler, işin sonuna ve geleceğe boş verip başlarını kuma gömerler. Sanki hoşlarına gitmeyen gerçekler inkar edilince gerçek olmaktan çıkacaktırlar.

Güneş balçıkla sıvanamaz. Güneşi inkar eden körse ona bir şey diyemeyiz, ancak acırız, ama kör numarası yapıyorsa o acınmaya bile layık değildir...